Stefan Zweig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Stefan Zweig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mart 2015 Pazartesi

En sevdiğim yazardan Montaigne'i okumak

Stefan Zweig'ın kitaplarını okumayı seviyorum çünkü naifliğini kalemine yansıttığını düşünerek sempati ile okuyorum. Açıkçası Stefan Zweig'ın kalemine objektif kalamıyorum.

Zweig'dan Mentaigne'ı okumak büyük keyif
Stefan Zweig, Montaigne'in biyografisini kaleme aldığında adım adım kendi ölümüne ilerliyordu. Zweig, Monteigne'in 'En gönüllü ölüm, ölümlerin en güzelidir' sözünden de destek almış olmalı gönüllü ölümüne yaklaşırken ve son eseri olan Montaigne'in biyografisini yazarken.

Montaigne'in Denemeler'ini okuyalı 15-20 yıl oldu sanırım, bir dönemler Türkiye'de Montaigne okumamızı salık veren öğretmenlerimiz vardı hem de devlet okullarında. Şimdi gazetelerde sırf kitap tavsiyelerinden dolayı gözaltına alınan öğretmenlerin haberleri var. Üzülmemek elde değil…

Her neyse konu Zweig'ın Montaigne biyografisi idi. Nedense yazarlar, sanatçılar hep sefil hayatlar yaşamalıymış gibi yerleşik bir düşünce vardır kafamızda. Bu biyografide Montaigne'in dadılarla, özel hocalarla büyütülmüş olduğunu okumak, sonra Bordeux'da bir şatonun kulesinde geçen kitap dolu günler…

11 Ocak 2015 Pazar

Bir Kadının Yaşamından 24 Saat

'Bir Kadının Yaşamından 24 Saat', Stefan Zweig'ın tutkuyu iliklerimizde hissettirdiği öyküsü.

Sizin hiç basiretinizin bağlandığı anlar oldu mu?
Bu öykü, kontrolün elimizden çıktığı, hayatımıza ancak bir seyirci gibi yaklaşabildiğimiz anları hatırlatmak adına anlamlı…

Stefan Zweig, kalemine hayran olduğum yazarlardan bir tanesi. Onun için kitaplarının konusuna dahi bakmadan hemen alıyorum. Bu kitabı da hakkında hiçbir fikir sahibi olmadan almıştım.

Stefan-Zweig-Bir-Kadinin-Yasamından-24-Saat
Tutku dolu bir öykü 'Bir Kadının Yaşamından 24 Saat'
'Bir Kadının Yaşamından 24 Saat', en kuvvetli duygulardan tutkunun nasıl da bizi esir alıp kendimize bile söz geçiremez hale getirdiğini, mantığımızı nasıl da kenara itip bizi yönetmeye başladığını öyle güzel anlatıyor ki..

Ağzımız açık bir halde kendimize seyirci kalmak... Ben bu öyküde bu durumu o kadar kuvvetli hissettim ki.

Mantık devrede değilse, hayret edilecek davranışlarda bulunmak kaçınılmaz. Bu öyküde de yaşını başını almış, saygıder bir hanımefendinin duygularının peşinden korkusuzca gidişi anlatılıyor.

2 Ocak 2015 Cuma

Satranç: siyah ve beyazdan öte, estetik ve faşizmin çatışması..

Stefan Zweig'ın Satranç'ını okumadıysanız, aslında şanslısınız. Muhteşem bir öykü sizi bekliyor.

Delirmemek adına satrança sarılan Dr.B.'nin nasıl da satrançla delirmenin eşiğine, Zweig'ın ise intihara geldiğinin öyküsü.

Zweig'in son eseri
İkinci dünya savaşı sırasında Gestapoların varlıklı kişileri gözaltina alması ve uyguladıkları psikolojik baskıyı da anlatan öyküde, kitabın kahramanı Dr. B. delirmemek için eline geçirdiği bir satranç kitabını yudum yudum içiyor ve deyim yerindeyse oyunları ve hamleleri beynine kazıyor. Zweig, Dr.B'nin yaşadığı psikolojik baskıyı 'Yeryüzünde hiçbir şey insan ruhuna hiçlik kadar baskı yapamaz' cümlesiyle öyle güzel özetliyor ki…

Günlerce süren kendi kendine karşı oynadığı satranç sonunda kahramanın beyni iflas ediyor ve  nöbet geçiriyor. Dr. B kitaptaki oyunları o kadar çok tekrarlıyor ki ezberliyor. Oyunları ekmek kırıntılarını kullanarak oynamaya başlıyor, daha sonra yetmiyor aklından oynamaya devam ediyor. Kendi kendine karşı verdiği bu mücadele sonucunda sinir krizi geçiriyor.

Kendi kendinize söz geçiremediğiniz anlar oldu mu? Dr. B'nin büyük bir tutku ile ihtiras ile siyah ve beyazı savaştırması bana kendi içimizde verdiğimiz savaşların nasıl da büyük bir çatışma ile geçtiğini anımsattı. Bu savaş, Dr. B'yi gözaltından kurtarıyor; ama Stefan Zweig'ı intihara götürüyor.